30 Kasım 2012 Cuma

Güzel Çocuklara Güzel Ürünler

Hamile kıyafetleri içinde kendinizi ana kraliçe gibi mi hissetmek istiyorsunuz? O halde çocuklarıyla birlikte güzelleşmek isteyen annelere müjde! Birbirinden özel ürünleriyle anneleri de en az çocukları kadar şımartmayı seven alışveriş kulübü unnado.com ile en trend görünen anne siz olabilirsiniz.

Anne olmak, çocuğunuz veya doğacak bebeğiniz için alışveriş yapmak güzel... Peki, ya bu hikaye nasıl başladığına dair bir de romantik video olsaydı? unnado.com ebeveyn olmaya doğru giden yolu bakın nasıl anlatmış!

“Sadece kıyafetler yetmez, çocuğum için özel ürünler de isterim” diyen anneleri de unutmuyor unnado.com...  Kıyafet ihtiyacınızdan banyo ihtiyacınıza, bakım ürünlerinden butik ve aksesuar ihtiyaçlarınıza kadar her şey en güzel haliyle burada. Çok özel indirimler, hediye çekleri ve kampanyalar ile alışverişin gülümseten hali unnado.com, keyifli alışverişler diler.


Bir bumads advertorial içeriğidir.

23 Kasım 2012 Cuma

Yayın Akışı


Selamlar artık yayın akışımıza aşağıda verilen adresten devam etmekteyiz.Siteye geçiş yapmak için lütfen aşağıdaki bağlantıyı tıklayınız..

online.cilginturkler.org

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Tokluk hissi sağlayan yiyecekler


Muhtelif çaylara, zayıflattığı iddia edilen ama faydadan çok zarar veren haplara ihtiyacınız yok!
Uzun süre tokluk hissi veren yiyeceklerle hem sağlıklı beslenmek hem de aç kalmadan kilo vermek mümkün.
Yumurta:

Sabah klasik kahvaltıdan vazgeçin. Yumurtanın tamamı proteindir ve önemli ölçüde tokluk hissi verir. İki ince dilim esmer ekmek, az miktarda yağsız peynir ve bir adet haşlanmış yumurta ile edeceğiniz kahvaltı, gün boyunca kendinizi daha tok hissetmenizi ve vücudunuzun ihtiyaç duyduğu proteini almanızı sağlayacaktır.
Kolesterol sadece yumurta sarısında bulunur, bunun yarıdan azı bağırsaktan emilir. Ama unutmayın, haşlanmış yumurtadan söz ediyoruz, tereyağına ya da sucuğun üzerine kırılan yumurtadan değil!
Baklagiller:
Muhtemelen kolesistokinin diye bir maddeden söz edildiğini hiç duymamışsınızdır. Ama bu madde sindirim sisteminden salgılanır ve vücudun tabii iştah azaltıcısıdır. Kaliforniya Üniversitesi’ndeki araştırmacılar baklagil tüketiminin bağırsaktan kolesistokinin salgılanmasını arttırdığını ve dolayısıyla iştahı azalttığını buldular.
Fasulye:
Barbunya, bakla, nohut, mercimek ve benzerlerini yemek kan şekerinizi az yükseltecek, size bitkisel protein ve lifleri sağlayacak, uzun süre tok hissetmenize yol açacaktır. Ama unutmayın, bu gıdaları mümkün olduğu kadar az yağla pişirmek, pilavla karıştırmamak ve suyuna ekmek batırmamak kaydıyla! Bu bakımdan az miktarda zeytinyağı ve sirkeyle hazırlanan fasulye piyazı en iyi seçeneklerden biridir.
Salata:
Yemekten önce bol yeşil salata yemek, kendinizi doymuş hissetmenizi sağlamanın en kolay yoludur, özellikle de tatil otellerindeki açık büfelerde! Çünkü salatanın hacmi midenizi dolduracağı için salatadan sonra fazla yemek içinizden gelmez.
Ama bu dediklerimiz yeşil salata için geçerli, üzerine de az miktarda zeytinyağı ve sirke gezdirmek kaydıyla.
Yeşil Çay:
En iyi zayıflama yardımcılarından biridir. Burada faydayı sağlayan kafein değil, yeşil çaydaki ‘kateşinler’ adı verilen ve metabolizmayı hızlandırarak yağ yakımını arttıran antioksidanlardır. Yeşil çay aynı zamanda LDL (kötü) kolesterolü de düşürmeye yardımcı olur. Günde içilecek 1-2 fincan yeşil çay zayıflamanıza yardımcı olacaktır, ama içine şeker atmamak kaydıyla!
Unutmayın, hazırlarken önce suyu kaynatacak, sonra yeşil çayı içine atacak ve 3-4 dakika sonra süzüp içeceksiniz. Yeşil çayda ayrıca yüksek oranda kafein olduğunu ve hassas kişilerde çarpıntı yapabileceğini, ayrıca gece içildiğinde uykuyu kaçırabileceğini unutmayın.
Armut, Ayva ve Elma:
Armutta, ayvada ve elmada şekerinizi ve kolesterolünüzü düşürmeye yardımcı olan ve pektin adı verilen, eriyebilen lifler bulunur. Armuttaki ve ayvadaki lif miktarı elmadakinin iki katıdır ve öğün arasında yiyeceğiniz bir orta boy armut veya elma kendinizi tok hissetmenizi sağlayarak hem yemek arasındaki atıştırmaları hem de öğünde yediğiniz yemek miktarını azaltır.
Ancak, özellikle yumuşamış tatlı armutlardan ziyade sert armutlar tercih edilmelidir. Öğün arasında atıştırmak için elma kurusu da pratik bir seçenek olabilir. Ancak tabii ki armut ya da ayva tatlılarından ve elmalı kurabiye ve keklerden özellikle uzak durmalısınız!
Çorba:
Çorba göz doyurmak için iyi bir seçenektir. Önden midenizi dolduracağı için yediğiniz yemek miktarını azaltır. Ancak, seçilen çorbanın olabildiğince basit olmasında fayda vardır. Yağsız tavuk suyunun içine rendelenmiş kereviz, kabak, pırasa ve benzeri sebzelerle yapılan çorbalar en iyisidir
Terbiyeli çorbalardan, yağ ve unun birlikte kavrulmasıyla yapılan çorbalardan, bol pirinç veya şehriyeli çorbalardan ve kremalı çorbalardan uzak durmalıdır. Ayrıca çorbanın içine ekmek doğramayın veya üzerine biberliyağ dökmeyin…
Yağsız Et:
Yediğiniz yemeğin içinde et olması tokluk hissini artırır. Ayrıca ette ve balıkta bol bulunan ‘lösin’ adındaki amino asit kaslarınızın kalori harcamasını kolaylaştırır. Bu nedenle günde 100- 150 gram kadar yağsız etli düşük kalorili diyetler, eti olmayanlara oranla daha fazla kilo vermenizi ve özellikle de vücut yağlarınızın azalmasını, buna karşılık kaslardan ağırlık kaybı olmamasını sağlar.
Etlerin yağsız olması özellikle mühimdir. Yemeklerinizi ya yağsız kıyma ya da yağsız et ile pişirin. Et veya kıymayı da yağda kavurmayın!
Zeytinyağı:
Sızma zeytinyağının içindeki omega 6 yağ asitleri kalori yakmanızı kolaylaştırır. Günde bir çorba kaşığı (15 ml.) kadar zeytinyağı almakta fayda vardır. Zeytinyağının çiğ olması daha fazla tercih edilir. En ideal şekli salataların üzerine gezdirmektir.
Yemekleri de yağsız olarak pişirip, piştikten sonra bir kaşık zeytinyağını yemeğin üzerine dökerek karıştırmak da iyi bir yoldur. Ancak, zeytinyağına ekmek banmayın ya da zeytinyağında kızartma yapmayın.
Greyfurt:
Yapılan bir araştırmada yemekten önce yarım greyfurt yendiği veya bir bardak taze sıkılmış greyfurt suyu içildiği zaman başka bir tedbir alınmasa bile üç ayda 1.5 kg kadar kilo verildiği tesbit edilmiştir.
Bunu diyetle birleştirdiğiniz zaman elde ettiğiniz sonuç daha parlak olur. Greyfurt içindeki fitokimyasallar insülin seviyelerini düşürerek hem iştahınızı azaltır, hem de aldığınız kalorilerin yağ dokusuna gitmek yerine enerjiye dönüşmesine yardımcı olur.
Tarçın:
Bir günde alınacak bir çay kaşığının dörtte biri kadar (yaklaşık 1 gram) tarçın, yemek sonrası insülin artışlarını engeller, dolayısıyla çabuk acıkmaya mani olur, ayrıca kandaki şeker, kolesterol ve trigliserid seviyelerini düşürür. Tarçını yemeklerinizin üzerine serpebilirsiniz, özellikle fasulye ve nohut gibi baklagillerle iyi uyuşur.
Bir dilim tam tahıllı ekmek üzerine tarçın ekerek yapacağınız ikindi kahvaltısı akşam yemeğine kurt gibi acıkmanıza mani olur. Tarçını kahvenizin içine de katabilirsiniz ya da kabuk tarçınla bitki çayı yapabilirsiniz. Ancak unutmayın; sütlü tatlılarının üzerine serpilen veya kek ve kurabiyelere katılan tarçından söz etmiyoruz!
Sirke:
Sirke mide boşalmasını yavaşlatarak hem kendinizi daha uzun süre tok hissetmenizi sağlar, hem de yemekten sonra kan şekerinin hızlı yükselmesine mani olur. Dolayısı ile, çorba ya da salatalarınıza ekeceğiniz sirke tokluk hissi verir.
Haşlanmış fasulye, bir kaşık zeytinyağı ve bir kaşık sirke ile hazırlayacağınız bir piyaz veya haşlanmış brokoli ve karnıbahar üzerine dökülecek bir kaşık zeytinyağı ve bir kaşık sirke size sağlıklı bir öğle yemeği sağlayacaktır. Özellikle şekerli ve beyaz unlu gıdaları tüketmekten kaçınamadığınız durumlarda önceden sirkeli bir şeyler yemek kan şekerinin hızlı yükselmesine mani olur.
Kırmızı biber:
Düzenli olarak acı kırmızı biber tüketmek iştahınızı keser. Japonya’da yapılan bir araştırmada kahvaltıda acı biber yiyen insanların öğle yemeğinde daha az yemek yedikleri görülmüştür.
Acı kırmızı biberin iştah azaltıcı tesirinin içindeki kapsaikin isimli maddeden kaynaklandığı sanılıyor. Dolayısıyla acı kırmızı biber yemek faydalı. Ama bu, acı biberle yapılan kebapların faydalı olduğu anlamına gelmiyor.
Liften Yoğun Kahvaltılık Gevrekler:
Kahvaltıda yağsız sütle yenen liften yoğun gevrekler, mesela kepekli gevrekler, müsli veya yulaf ezmesi size uzun süren bir tokluk hissi vererek bir sonraki öğünde daha az yemenizi sağlayacaktır.
Üstelik içerdikleri yoğun lif sayesinde hem kabızlığı önler, hem de kan şekerinin aşırı yükselmemesini sağlarlar. Yalnız unutmayın, bu faydalar sadece yoğun lifli diyet gevrekler için geçerli, normal mısır ve buğday gevrekleri için değil…

En çok kullanılan zayıflama yöntemleri


Kilo sorunlarınız mı var? Bu durum sizi psikolojik olarak etkiliyor mu? Yaşadığınız ortamda ve sosyal hayatınızda olumsuzluklara mı neden oluyor? Kilolarınız sağlığınızın bozulmasına mı sebep oluyor? O halde yaşamınızın her alanına giren kilolarınızdan kurtulma zamanı geçmiş. Sizlerle paylaşacağım en

çok kullanılan zayıflama yöntemleri ve ipuçlarıyla arzuladığınız kilolara ulaşabilir, hayatı mutlu ve sağlıklı yaşayabilirsiniz.
Nereden nasıl başlamalıyım?
İleride sağlık sorunlarıyla karşılaşmamak için kulaktan dolma zayıflama yöntemlerini ve ipuçlarını denemeyin. Aksi takdirde zayıflama işlemini bırakın.
Zayıflama yöntemleri ve programları kişiye özel olmalıdır. Her ince detay göz önünde bulundurulmalıdır. Mesela kan grubunuz, vücudunuzun yapısı ve analiz sonuçları, yaşam şartlarınız ve yaşam tarzınız, varsa hastalıklarınız ve kullandığınız ilaçlar zayıflama programları için diyetisyenler tarafından verilmelidir.
En Çok Kullanılan Zayıflama Yöntemleri ve İpuçları
Programınız süresince beslenmenizde dikkat edeceğiniz birkaç unsur kilo vermenizi hızlandıracaktır. Diyetisyen Özlem Sert Aydın
*Düzgün aralıklarla öğün yapın; az ve sık beslenme kilo kaybını hem hızlandıracak hem de verdiğiniz kilonun kalıcı olmasını sağlayacaktır. Atladığınız öğünler kalori açısından asla kar olmayacak.
*Porsiyon miktarınızı azaltın; elbette günlük aldığınız kalorinin azalması önemli ama ne kadar yediğiniz değil ne yediğiniz önemlidir.
*Yağlı ürünlerden kaçının; en hızlı depo edilen besin öğesi yağdır ve verdiği kalori diğer besin öğelerinden 2 kattan fazladır.
*Su içmeyi unutmayın; su yediğiniz yiyeceklerin sindirilmesini, vücuttan atılmasını, toksik maddelerin atımını, metabolizmanın çalışmasını, vücut ısı denetimini sağlamaktadır. Günde içtiğiniz çay, kahve hariç 2-2,5lt. su içmelisiniz.
*Şeker ve şekerli yiyeceklerden uzak durun; kilo vermenizi engelleyen en büyük düşmandır şeker, hem kalori miktarı yüksektir hem de kan şekerinizi düzensizleştirmektedir. Ayrıca besin öğesi bakımından da oldukça fakirdir.
*Her öğün lifli beslenin; lif oranı yüksek olan sebze, meyve, kurubaklagiller, tahıllı ürünler, kuruyemişler ana ve ara öğünlerinizde ihtiyacınız ölçüsünde tüketilmelidir.
*Tuz tüketiminizi azaltın, yemeklerinizi daha çok baharatlandırın. Eğer mide ve sindirim probleminiz yoksa acı biberin sindirimi ve metabolizmayı hızlandırıcı etkisi var.


Bitkilerle Zayıflama Yöntemleri


Fazla kilolarınızdan kurtulmak mı istiyorsunuz? O halede vedalaşın çünkü onları geri almamak üzere vermek sizin elinizde. Hemde en doğal yöntemlerle, yani bitkilerle zayıflama zamanı. Bitkisel diyet sağlığınıza zarar vermeyecek


en iyi diyet şeklidir.
Bitkilerle Zayıflama Yöntemleri
Zayıflama yöntemleri arasında en çok başvurulan ve en güvenli kaynak bitkilerdir. Hangi bitki çeşidini, hangi miktarda, ne şekilde tüketeceğinizi bilirseniz sağlık ve yaşam için de tehlike arzeden şişmanlığa son verebilirsiniz.
Bir başka açıdan, her türlü hapın kullanım sonrasında meydana gelen ürkütücü vakalar da, insanları bu seçeneklere yöneltti. Pek çok kronik hastalıklar ve rahatsızlıklarda, “tamamlayıcı tıp” olarak olanak sunulan bitkiler, kiloda da gerçek bir azalma sağlıyor. En önemlisi, sonrasında da verilen kilolar geri dönmüyor. Öyle bir sistem çalışıyor ki, zayıflama sonrasında, bitkiler yeni yağların oluşmasını engelleyen güvenlik görevlisi gibi işlem yapıyor!
Her şeyde geçmişe dönüldüğü gibi ve doğaya da dönüş hakim her yerde. Çünkü bitkiler, eski çağlarda her sağlık sorunu için kullanılıyordu. Doğal kaynaklara yönelik çalışmalar Avrupa ve Amerika’da birçok klinikte uygulanıyor. Hatta orada devlet tarafından bu natürel yollar destekleniyor. Aşırı yağlanmadan dolayı sorun yaşayanların artık farklı kilo verme seçenekleri de bulunduğunu gözden kaçırmamaları lazım.Şişmanlık günümüzde büyük tehlike sinyalleri vermekte.Özellikle çocuklar, şimdi hepsi inanılmaz kilolular… Şimdiden önlem alınmazsa gençlik çağlarında obezite ile karşı karşıya kalacaklar.
Doğal Ürün Uzmanı Volkan Kurt kalıcı olarak incelme ve 7 bitkisel etki konusunda şu bilgileri vermekte;
Kadın veya erkek, yaşlı veya genç herkes için bu yol etkili. Ergenlerin kilo sorunu için de başvurulan bir kaynak. Doğanın zayıflatma programı inatçı yağlara savaş açıyor. Herbalium olarak bu konuda araştırmalar yapıyoruz. Bitki tohumları, yaprak, kök ve tozları, karın ve kalça incelten yağ ve kilo verdiren şifalı çayları çok sayıda kadın ve erkek denedi; çözüme ulaştılar.
Peki nasıl etki ediyor?
Bu yöntemdeki bitkisel zayıflama 7 farklı etkiye sahip:
1) İştahı kapatıyor
2) Yağları kalıcı yakıyor
3) Metabolizmayı hızlandırıyor
4) Zayıflayan bölgeyi sıkılaştırıyor
5) Bedene zindelik veriyor
6) Selülitleri gideriyor
7) Cildi güzelleştiriyor

Yalancıların Vücut Dili Şifreleri Çözüldü


Yayınlanan bir araştırma göre yalan söyleyen kişilerin kendilerini vücut dilleriyle ele verdiği ortaya çıktı. Dünyaca ünlü bir kadın dergisine konuşan vücut dili uzmanı Lillian Glass yalan söyleyen bireylerin hareketleriyle kendilerini ele verdiklerini söyledi.
İşte o hareketlerden bazıları:

- Size bir şeyler anlatırken omuz silkiyorsa kendi söylediklerine çok inanmıyor demektir.
- Dün gece yaptıklarını anlatıyor. Ama sürekli dudaklarını ıslatıyor çünkü yalan söylemekten dudakları kuruyor!
- Yalan söyleyen kişiler farkında olmadan yalan söyledikleri kişiden fiziksel olarak uzak durmak ister. Bunun için de oturdukları yerde arkaya doğru yaslanır.
- Doğruları söylemeyen kişiler üzerlerindeki olumsuz enerjiden kurtulmak için saçlarıyla oynar ya da parmaklarını hareket ettirir.
- Sizinle konuşurken dudaklarını büzüştürüyor. Özellikle de ona önemli bir soru sorduğunuzda.
- Birçok insanın dudak yeme alışkanlığı vardır. Ama eğer sizin can alıcı sorularınız karşısında dudaklarını ısırmaya başladıysa dikkat edin size yalan söylüyor olabilir.

17 Ağustos 2012 Cuma

Vazgeçilmez Lezzet Çorba

Kim acıktığı zaman dumanı üzerinde tüten bir tas çorbaya hayır diyebilir ki? Üşüyünce, geniş sofralarda buluşunca, hafif bir şeyler yemek isteyince, hastalanınca yardımımıza koşan çorba, Türk mutfağının vazgeçilmez lezzetlerinden biri. Üstelik, hafif ve doyurucu yapısı sayesinde üç öğünde de zengin çeşitleriyle sofralarda yerini alıyor.

Çorba kelimesinin kökeninin ise Farsça "tuzlu haşlama" anlamında kullanılan "shorba"dan geldiğini biliyor muydunuz?

İyi beslenme anlamına gelen Sû ve Pô kelimelerinden türeyen çorba kelimesinin kökeni Sanskritçe'ye kadar dayanıyor. 

Çorba: 10 bin yıldır tüketilen bir besin!

Yaklaşık 10 bin yıl öncesinde bile çorba hazırlandığını ve içildiğini gösteren kayıtlar mevcut. Et ve sebzeyle birlikte pişirildiğinde, malzemelerinin sahip olduğu besin değerlerinin bütünlüğünü taşıyan çorba, o tarihlerden günümüze kadar sofraların en değerli besinlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Türk Mutfağı'nın da yıldızı

Dünyanın sayılı mutfaklarından birine sahip Türkiye ise çok zengin bir çorba kültürüne sahip... Mutfaklardaki altın standardın temsilcisi ev yapımı çorbaların yanında, klasik ve yöresel pek çok çeşidiyle hazır çorbalar tüketicilere mutfakta saatler harcatmadan, ailelerinin seveceği lezzetli ve değişik tarifler sunuyor.

Hazır çorbalar, her geçen gün tüketicilerden gelen talepler doğrultusunda geliştirilirken, geniş ürün yelpazesiyle tüketicilerin hijyenik koşullarda taze ve kaliteli malzemeler kullanılarak hazırlanan birbirinden farklı lezzetleri güvenle tüketmelerini sağlıyor.

Tarhanaya Dünyanın İlk Hazır Çorbası demek mübalağa sayılmaz…

Çorbayı oluşturan malzemelerin başında gelen yoğurdun çorba kültürüne kattığı en büyük eser, kuşkusuz tarhanadır. Bir zamanlar göçebe atalarımızın hazır yemeği olan tarhana, hala her zaman ve her yerde çabucak lezzetli bir yiyeceğe dönüşebilecek, taşınması ve saklanması en kolay ve muhteşem üründür.

Tıpkı tarhana gibi, hazır çorbalar da mevsiminde toplanan ve özenle seçilen sebze ve baharatların yüzyıllardır uygulanan, tamamıyla doğal bir koruma yöntemi olan kurutma işlemine tabi tutulması ve harmanlanmasıyla üretiliyor.

Yazın da çorba içilir

Çorba denilince çoğumuzun aklına dumanı tüten sıcacık bir tabak gelse de, Anadolu ve Türk mutfak kültüründe soğuk çorbaların da ayrı bir yeri vardır. Özellikle soğuk ayran kullanılarak
yapılan çorbalar, serinletici özellikleriyle yaz günlerinin hafif ama keyifli yiyeceklerine dönüşüyor. Bu tür çorbaların en başında Sivas'ta yapılan bulgurlu pazılı soğuk çorba ile buğday ve ayranla yapılan soğuk çorba yani ayran aşı çorbası geliyor. Sivas'ta pazı katılan soğuk çorbanın diğer bölgelerdeki yöresel çeşitlerine sarımsak ve nane gibi baharatlar eşlik ederken, kimi bölgelerde ise salatalık gibi yaz sebzeleri eklenebiliyor.

Siz de bir çorba severseniz lezzet dolu çorba dünyasını keşfetmek için www.bencorbaseverim.com adresini ziyaret edin…

Bir bumads advertorial içeriğidir. ben çorba severim

9 Ağustos 2012 Perşembe

ŞÜKRETMENİN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜ


Hiç kimse hastalanmak istemez diyemiyeceğim. Çünkü pek çok kişi farkında olarak ya da farkında olmayarak kendini hasta etmekte. Bu yazım gerçekten iyileşmek, sağlıklı olmak isteyenler içindir. Bilinçaltının iyileştirici gücünden yararlanarak tekrar bütünsel sağlığa kavuşmak için şükür egzersizi.
Hastalığınızın artık gittiğini ve tamamen sağlıklı olduğunuzu bilseniz ne yapardınız? Teşekkür eder, şükrederdiniz değil mi? İçinizi bir huzur, bir sevinç ya da neşe kaplardı. Vücudunuzdaki hücreler daha sağlıklı titreşimler yayarak, daha diri, enerjik bir vücuda sahip olurdunuz. İyi olduğunuza inanırdınız değil mi? İşte şimdi zihninizi öyle bir ana götürmenizi istiyorum. Gözlerinizi kapatıp, tüm kaslarınızı baştan aşağı rahatlatın ve gevşeyin. Sonrada hastalığınızı giderken görün, onunla vedalaşın ve sağlığı tüm bedeninizde hissedin. Kendinizi neşeli, sevinçli hissedin.'' Şükürler olsun, teşekkürler olsun ki iyiyim '' diye olumlamanınız yapın. Bu egzersizi her gece uyumadan önce ve sabah ilk gözlerinizi açtığınız anda yapın. Gün içinde de olumlamanızı tekrarlayın. Burada dikkat edilecek en önemli şey hastalığa değil sağlıklı olma haline odaklanmaktır. Böylelikle bilinçaltınıza yavaş yavaş ne istediğinizin mesajını yollayacaksınız. Ve içinizdeki bilinç nasıl ana rahminde tüm bedeninizi inşaa ettiyse, o bilgelikle vücudunuzdaki gerekli tamiratı yapabilecektir.
Bu yazıdan lütfen kimse doktora gitmeyin gibi bir anlam çıkarmasın :) SEVGİYLE VE SAĞLIKLA İLERLEYİN...
NLP uzmanı ve Yaşam Koçu
Arzu Bıyıklıoğlu

Şişkinlik yaşıyorsanız dikkat


En yaygın mide ve bağırsak hastaklıklarından biri olan spastik kolon, karın ağrısı, şişkinlik, gaz, ishal veya kabızlıkla belirti gösterir. Hastalığın nedenlerine baktığımızda belirli yiyeceklere duyarlılık vardır; örneğin çay, kahve, alkol ve bazı kişilerde kepekli ürünler belirtileri tetikler. Psikolojik yapının da etkisi büyüktür.

1.Buğday, mısır, çay, kahve, nane, süt ve süt ürünleri ve turunçgillere karşı daha fazla duyarlılık vardır. Bu besinlerin hepsi veya birkaçı beslenmelerinden alındığında şikayetler de azalabilmektedir.

2.Laktaz enzimi eksikliği yine bu hastalığı etkiler. Süt ve süt ürünlerinde bulunan laktozun sindirilemeyip gaz, karın ağrısı ve ishalle neden olur.

3.Çay, kahve ve alkol mide, bağırsak çeperine zarar verebileceğinden sindirimi olumsuz etkileyebilmektedir. Diyetisyen Özlem Sert Aydın

4.Bağırsakta bakteri veya parazit üremesi de karın ağrısı, gaz ve şişkinlik, ishale neden olabilir. Elbette yararlı bakterilerde vardır özellikle sindirimde görevli olanlar ama zararlı bakterilerin sayısının artması şikayetleri artırır.

5.Kepekli ürünler her zaman faydalı olamamakta eğer kişide buğdaya karşı alerji varsa kepekli ürünler şikayetleri artıracaktır.

6.Yemekleri hızlı yemek, çiğnemeden yutmak, yemek sırasında konuşmak da bağırsak hareketlerini olumsuz etkiler.

7.Kurubaklagiller de şikayetleri artırabilir, ya tüketimi azaltılmalı ya da uygun pişirme teknikleri uygulanmalıdır.

8.Stres hayatımızı her açıdan olumsuz etkilemektedir ve bağırsaklarda strese çok duyarlıdır. Depresif yada stresli kişilerde bu şikayetlerde sıklıkla görülmektedir.

Diyetisyen Özlem Sert Aydın
www.ozlemsert.com

LÖSEV Gönüllüsü Olmak Bir Ayrıcalıktır...

Büyük LÖSEV Ailesi, lösemili&kanserli çocuk ve ailelerin bu zorlu mücadelede yalnız olmadıklarını göstermek için sevgi ve azimle çalışan bir vakıftır. LÖSEV kurulduğu 1998 yılından bugüne dek faaliyetlerini duyarlı kişi ve kuruluşların destekleri ve binlerce GÖNÜLLÜSÜ’nün katkılarıyla gerçekleştirmiş; Türk halkının konu hakkında daha bilinçli ve duyarlı olmasıyla beraber tedavide %91'lere çıkardığı başarısını %100’e çıkartmayı hedeflemiştir.

LÖSEV'e gönlünü veren gönüllüler LÖSEV’in her etkinliğinde aktif rol almakta, vakıf çalışmalarına aktif katılım göstererek çocukları hayata bağlamaktadırlar.

Yüreğinde paylaşım ve sevgiye yer olan herkesi Lösev gönüllüsü olmaya davet ediyoruz.

Lösev gönüllüsü olabilmek için aşağıdaki formu doldurmanız yeterli: http://bit.ly/losevgonullusu
Lösev’i Facebook’ta takip etmek için: www.facebook.com/losev0660
Lösev’i Twitter’da da @losev1998 hesabından takip edebilir, #LosevHayatVerir hashtag’i ile  paylaşımlarınızla destekleyebilirsiniz.

Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

22 Temmuz 2012 Pazar

Kalp sağlığınız için yumurtayı doğru tüketin


Kalp sağlığınız için yumurtayı doğru tüketin

Ancak yapılan son araştırmalar gösteriyor ki,  gıdaların içindeki kolesterol miktarlarının kan kolesterol düzeylerine etkisi yüksek olmuyor.
Bir dönem kolesterolün sorumlusu olarak da görülen yumurta, ölçülü tüketildiğinde kalbe zarar vermiyor. Üstelik kalbi koruyucu nitelikte olan birçok vitamin, folik asit ve mikrobesleyicileri içeriyor. Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Kardiyoloj Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, yumurta tüketimi ve kalp sağlığına ilişkin bazı noktalara dikkat çekiyor. 
Prof. Dr. Nevrez Koylan, kolesterolü asıl yükseltenin gıdaların içindeki doymuş ve trans yağlar ile gıdanın şeker- nişasta içeriği olduğunu belirtiyor.
Yumurta sarısının yüksek miktarda (yumurta başına ortalama 212 mg) kolesterol içerdiğini belirten Prof. Dr. Koylan, ancak bu kolesterolün, kan kolesterolünü son derece sınırlı ölçüde etkilediğinin altını çiziyor: “Yumurtada kolesterol dışında yüksek miktarda protein (yumurta başına 6 gr) ve hepsi de kalp hastalığından koruyucu nitelikte olan B2, B12 ve D vitaminleri ile folik asit ve daha başka pek çok mikrobesleyici de bulunuyor. Söz konusu mikrobesleyicilerin arasında hafızayı koruyucu etki eden kolin ile görme kaybını engelleyici etki gösteren lutein ve sıralanabilir.”
Bir çok gıdada zaten yumurta bulunuyor
İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, sağlıklı bireylerin günde bir yumurta tüketmesinde sakıncası olmadığını ifade ediyor. Şeker hastaları için ise günde bir yumurtanın çok hafif de olsa riski artırabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Koylan, “diyabeti olanların veya kalp krizigeçirmiş olanların daha çok yumurta beyazı yemelerini, yumurta sarısını ise haftada üç defadan daha fazla tüketmemelerini öneriyor.
 “Ancak yumurtanın zararı olmaması, sucuklu yumurtanın veya üç yumurtalı omletlerin faydalı olduğu sonucunu çıkarmaz” diyen Prof. Dr. Nevrez Koylan, yumurtanın ayrıca kek, pasta ve daha pek çok gıda da kullanıldığını hatırlatarak, tüketimin ona göre ayarlanması gerektiğini vurguluyor. 
Haşlamayı tercih edin
Yumurtanın pişirilme şekline de özellikle dikkat çeken Prof. Dr. Nevrez Koylan, yumurtanın yağda pişirilmemesini, haşlama ya da suda pişirmenin tercih edilmesi gerektiğinin altını çizerek şöyle devam ediyor: “Sonuçta yumurta da dikkatli tüketildiği takdirde yararlı bir gıda maddesidir. Tüm gıdalarda söz konusu olduğu şekilde bilinçli ve ölçülü tüketimi en iyisidir.” 

Kümeli’den sağlıklı bir ramazan geçirmenin sırları


Kümeli’den sağlıklı bir ramazan geçirmenin sırları


Sağlıklı ve formda bir yaz ve Ramazan geçirmek isteyenler için önerilerde bulunan SEK’in Beslenme Uzmanı Taylan Kümeli, sıcak yaz ayları ve Ramazan’da doğru beslenmenin büyük önem taşıdığını belirtti. Kümeli, oruç tutanların metabolizmasının farklılaştığı bu dönemde beslenme alışkanlıklarında özel değişiklikler yaparak, sağlıklı bir yaz mevsimi geçirmenin mümkün olduğunu belirtti. 
Tat Konserve Sanayii A.Ş. çatısı altında faaliyet gösteren SEK markası adına yaz mevsimi ve Ramazan ayında sağlıklı beslenme yöntemleriyle ilgili çalışma yapan Beslenme Uzmanı Taylan Kümeli, sıcak yaz mevsiminde ve Ramazan ayında süt ve süt ürünleri tüketiminin metabolizma açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. 
 
Ramazan ayında oruç tutanların metabolizmasının farklılaştığına işaret eden Kümeli, yeterli ve dengeli beslenmenin sağlıklı olmanın ilk şartı olduğunu belirterek, vücut direncinin düşmemesi için Ramazan ayında da bütün besin gruplarından yeterli ve dengeli bir şekilde tüketmek gerektiğinin altını çiziyor. 
 
Yapılan araştırmalarda, Ramazan ayı boyunca bireylerin %39,4’ünde, Ramazan Bayramı’nda ise %8,9’unda yorgunluk-halsizlik görüldüğünü belirten Kümeli, sözlerini şöyle sürdürdü; “Yine Ramazan ayı süresince bireylerin %24,4’ünde unutkanlık, dalgınlık, dikkatsizlik ve durgunluk, %28,3’ünde uykuya meyil, %22,8’nde baş dönmesi, %20’sinde çalışma isteksizliği, %6,7’sinde ise kabızlık sıkıntısı oluştuğunu gözlemliyoruz. Metabolizmadaki değişiklikten kaynaklanan bu sorunlar sağlıklı ve dengeli beslenildiğinde azalır; kişi hem bedenen, hem de ruhen kendini çok daha iyi hisseder” diye konuştu. Kümeli, sağlıklı bir yav mevsimi ve Ramazan geçirmek isteyenlere şu önerilerde bulundu:
 
 Sağlıklı bir yaz ve Ramazan geçirmek için nelere dikkat etmeliyiz?
 
•  Mutlaka sahura kalkılmalı, sahur yemeklerinde seçilen besinler yüksek enerji içeren ve kolay hazmedilecek besinler olmalı. 
 
•  İftarda, boş mideye birden yüklenilmemelidir. Orucunuzu mutlaka öncelikle oda ısısında su içerek açın. İftariyelik olarak nitelendirilen yiyecekleri (hurma, peynir, zeytin, pastırma) tadımlık (1 el kadar) pideyle yedikten sonra, hafif bir yemek olan çorbayı 1 kase yavaş yavaş tüketin. Yemeğe biraz ara verdikten sonra özellikle Ramazan’ın ilk haftasında zeytinyağlı bir sebze yemeği ve salata ile iftarınızı tamamlayabilirsiniz. 
 
• Sahur ve iftarda sıvı alımı çok önemli, iftardan sahura kadar olan saat aralığında azar azar sık sık su tüketmeli, mideyi dinlendiren, hazmı kolaylaştıran ıhlamur, nane, rezene, papatya gibi bitki çayları, taze sıkılmış meyve ve sebze suları, komposto, gibi içecekler içmelisiniz. Yine sahurda ayran ve kefir tüketmek hem doyurucu hem de sıvı alımına yardımcı olduğu için doğru bir seçimdir. Bitki çaylarını sıcak suyla demledikten sonra soğutup içine dilimlenmiş limon, kabuk tarçın, elma dilimleri koyarak için.
 
•  Sade veya naneli ayran, oruç sonrası tansiyonu dengelemesi açısından son derece faydalı. 
 
•   Ramazan sofralarının vazgeçilmezi tatlılardır. Yaz dönemi olması sebebi ile şerbetli tatlılar ağır gelebilir. Onun yerine daha hafif sütlü tatlılar midenize daha iyi gelecektir.
 
• İftar ile sahur arasına küçük ara öğünler eklenmeli, böylece bir hem bir defada fazla miktarda yemenin vereceği olumsuzluklar engellenmeli hem de yavaşlayan metabolizmaya destek olunmalı.
 
•   Özellikle kızartmalardan, mayalı besinlerden (hamur işlerinden), aşırı şeker ve yağ içeren besinlerden, şerbetli tatlılardan, çok tuzlu veya baharatlı yemeklerden, bal/kaymakdan uzak durulması, gece oluşabilecek hazımsızlıklardan, mide yanmalarından, reflüden ayrıca kilo alma problemlerinden koruyacaktır.
 
•Kan şekerini hızla yükselten besinler yerine posa miktarı fazla olan besinler (kepekli ekmek, çok tahıllı ekmek, çavdar ekmeği, kepekli makarna, kepekli pirinç, sebze, meyve, kuru baklagiller, ceviz, fındık, badem gibi yağlı tohumlar gibi) tokluk hissi sağladığı için tercih edilmeli.
 
•  Sebze ve meyve tüketimine dikkat edilmelidir. Her gün en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketilmesi vücudun bu dönemde artan vitamin ve mineral ihtiyacının karşılanması ve kabızlığın engellenmesi açısından önemli.
 
• Besinlerin çok sıcak servis edilmemesi de bir diğer önemli kuraldır. Kahvaltılıklardan sonra servis edilen sıcacık çorbalar mide rahatsızlıklarına neden olabilir, gaz yapıcı etki gösterebilir. Bunun önüne geçmek için ise yemekleri ılık/sıcak arası servis etmek ve mümkün olduğunca bolca çiğnemekte yarar var. 
 
• Yavaşlayan metabolizmayı hızlandırmak, kilo alışını engellemek için fiziksel aktivite artırılmalı. Aç karnına ve/veya oruçlu iken spor yapılmamalı.
 
• Ramazan ayında öğün sayısının ve saatlerinin vücudun alışılmış beslenme ritminin çok dışına çıkması nedeniyle vücutta halsizlik, yorgunluk, baş ağrısı, baş dönmesi, unutkanlık, dalgınlık, dikkatsizlik, uykuya meyil, sinirlilik, hazımsızlık, şişlik, ekşime gibi değişiklikler meydana gelebilir. Yavaşlayan metabolizmanın vücuda verdiği olumsuzlukları en aza indirmek için bu dönemde beslenmede birtakım değişiklikler yapılmalı. 

Ramazanda acillik olmayın



Yılın en sıcak günlerinde ramazan ayını yaşayacağız, eğer sağlık probleminiz yoksa, düzenli ilaç kullanmanız gerekmiyorsa ramazan ayını sağlıklı geçirmek, acillik olmamak ve kilo artışı yaşamamak için nelere dikkat edelim?

1.Sahura illaki kalkalım, iftarda yavaş yemeğe özen gösterelim
Sahurda kompleks karbonhidratlı yiyecekler yemeğe çalışalım ki gün boyu kendimizi daha enerjik hissedelim; tam buğday unundan ekmek veya pide, yanında peynir, zeytin, yumurta ve sütle veya bulgur pilavı yanında peynir veya yoğurtla dengeleyebiliriz. Söğüş ve salata tüketimi de tokluk hissi ve sindirim sisteminin çalışması için önemli. Mümkün olduğu kadar kızartmalar, şarküteri ürünleri, mayalı ve yağlı besinlerden uzak durmakta fayda var.

İftarda orucu su ile açalım ve sonrasında soğuk veya sıcak bir çorba ve yanında 1dilim ekmek veya pide ile devam edelim. Mümkün olduğu kadar çorbadan sonra yaklaşık 20-30 dakika kadar bir ara verdikten sonra etli sebze yemeği veya ızgara et yanına salata veya kurubaklagil yemeği ve yanında yoğurt, çok az pilav veya makarna veya ekmek ile devam edebiliriz. Meyve veya tatlıyı yemekten hemen sonra değil yaklaşık 1,5-2 saat sonra tüketmeye çalışalım.

2.Asla tek öğün yemeyelim
Az az ve sık sık beslenme hem kilo verme diyetlerinde hem de sağlıklı bir beslenme örüntüsü için çok önemli. Ramazan süresince normal beslenme düzenimiz günde 5-6 öğünden asla 1 öğüne düşmemeli, günde sadece 1 öğün yemek en tehlikelisi. Öğünleri iftardan uyku zamanına göre ayarlıyoruz ki sağlık problemleri yaşanmasın. Sahura kalkmak önemli çünkü günler uzadıkça kan şekeri düzensizliği daha çok görülebilmektedir. Sonrasında kişi kendini yorgun, halsiz hisseder, tansiyon, baş dönmesi , konsantrasyon problemi yaşanabilir. Diyetisyen Özlem Sert Aydın

3.Su tüketimi önemli
Oruç tutan kişilerin sıvı alımı her zamankinden biraz daha fazla olmalıdır. Ortalama 2-2,5 lt suyu yemeklerle beraber değil aralara dağıtarak tüketmeye çalışmalıyız. Çay ve kahveyi iftardan yarım saat sonra tüketmek daha sağlıklı olacaktır. Sahurda ise bitki çaylarını tercih edebiliriz.

4.Uzak durmamız gereken besinler
Malesef çoğu kişi için oruç tutmak sağlıksız beslenme ile eşdeğer yaşanmakta. Bunun yanı sıra ramazan yıl içerisinde en fazla kilo alınan da dönem. 

Mümkün olduğu kadar yağlı, şerbetli, hamurişi tatlılardan uzak durup yerine sütlü veya meyveli tatlıları tercih etmenizi öneririm. 

Kızartmalardan, yağlı yiyeceklerden, şarküteri ürünlerinden uzak durun. 

Kızartma yerine sebzeleri fırında veya ızgara yapabilirsiniz, hem lezzetli hem de daha sağlıklı olacak. 

Tuzlu yiyecekler yaz aylarında en çok yaşanan problemlerden biri olan ödemi tetikler. Yemekleri az tuzlu tercih etmek yine önemli. 

Kola ve asitli içecekler yerine ayran, soda, limonata, buzlu çay tüketebilirsiniz.

Diyetisyen Özlem Sert Aydın
www.ozlemsert.com

Küçük ama can yakacak kadar büyük bir hastalık!


Küçük ama can yakacak kadar büyük bir hastalık!


Anal Fissür Hastalarına Müjde: Botoksla Bu Hastalıktan Kurtulabileceğinizi Biliyor muydunuz?
 
Özellikle uzun süreli kabızlık yaşayanlarda en sık görülen rahatsızlıkların başında anal çatlaklar var. Görünürde küçük de olsa ciddi sıkıntılara neden olan anal çatlakların nedenlerini ve sondönemlerde cerrahi tedaviye alternatif olarak uygulanan botoks tedavisini Hisar Intercontinental Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İlker Abcı ile konuştuk…
 
Anal fissür (çatlak) nedir?
 
Anal fissür (çatlak), makatın çıkışında, çatlak şeklinde oluşan bir yara sonucu dışkılama sırasında ve sonrasında şiddetli ağrıya ve bazen kanamaya neden olan hastalıktır. Görünüş olarak küçük olmasına karşın verdiği rahatsızlık çok belirgindir. Çatlak en çok arka orta hatta oluşur. İlk bir aylık dönemdeki yırtıklara erken (akut) anal fissür, daha uzun süreli çatlaklara ise kronik anal fissür denir. Kadın ve erkekte aynı oranlarda ve her yaş grubunda görülebilir.
 
Anal fissür neden oluşur?
 
Henüz tam olarak belirlenememişse de uzun süreli kabızlığın, doğumun, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi iltihabi barsak hastalıklarının çatlakların oluşumunda ve devamında etkili olduğu bilinir. Hastaların çoğunda şikayetlerin başlamasından önce büyük ve sert bir dışkılama hikayesi veya ishal sırasında sık barsak hareketlerinin oluşu hastalığı başlatan olaydır. Rektal bir termometrenin yerleştirilmesi, lavman cihazının ucu; hatta rektum ve anüsün muayenesinde kullanılan bir endoskop anal fissür meydana gelmesi için yeterli bir travma oluşturabilir. Çok sıkolmasa da hamilelik, bir doğum olayı sırasında genital bölgede oluşan travma sonucu çatlak oluşabilir. 
 
Anal fissürün belirtileri nelerdir?
 
Hastaların çoğunda anal ağrı ve özellikle ağrılı dışkılama görülür. Ağrı, dışkının çıkışı sırasındagenellikle yırtılır, kesilir gibi veya yanma şeklinde hissedilir. Ağrı, anal kanaldaki lezyonun büyüklüğü ile orantılı değildir. Çatlak küçük; ama ağrısı şiddetli olabilir. Ağrı dışkılamadan hemen sonra kısa sürede bitebilir veya devamlı olabilir. Bazen dışkılama işlevini başlatmayı durduracak kadar kabızlık oluşturabilir. Büyük, sert dışkının geçişi çatlağın daha da ilerlemesine veya devam etmesine neden olur. Bunlara ek olarak kanama, kaşıntı ve üriner şikayetler olabilir. 
 
Anal fissür, makattan olan ağrılı kanamaların en sık görülen sebebidir. Genellikle küçük miktarlarda, parlak kırmızı, bir kaç damla halinde veya genellikle tuvalet kağıdına bulaşma şeklinde kanama görülür. Kanama bazen daha fazla, damlama şeklinde tuvalete boşalabilir. Genellikle kansızlığa sebep olmaz. Kaşıntı, anal ülserasyondan kaynaklanan akıntı nedeniyle oluşur ve hastaların % 50’sinde görülür. Anal fissürden kaynaklanan ağrı bazen sık idrar yapma, hatta idrar yapamama ile sonuçlanabilecek kadar idrar yolu şikayetleri ile seyredebilir. Çatlak şeklindeki yara 4-5 haftadan fazla devam ederse, çatlak hattı önünde hemoroide (basur) benzer bir deri uzantısı oluşur; buna bekçi meme denir. Çatlak daha da derinleşir ise ağrı ve kaşıntı artar ve kronik fissür oluşur. Ağrı saatlerce, hatta gün boyu devam edebilir. Kanama seyrektir. Bazen her tuvalete çıkışta kanama olabilir ve kağıda bulaşır tarzdadır; hemoroidlerdeki gibi püskürür tarzda değildir. 
 
 
Anal fissür nasıl tedavi edilir?
 
Anal fissürün tedavisinde kabızlıktan korunma çok önemlidir. Bunun için bol meyve, sebze tüketilmelidir. Kadınlardaki anal fissür, genellikle doğum travması veya doğumdan sonraki ilk günlerde oluşan kabızlıkla ilgilidir. Anal fissür bir şekilde oluşmuşsa diyet, dışkı yumuşatıcı ilaçlar, kısa süreli topikal kremler, sıcak su oturma banyolarına 3 hafta kadar devam edilmeli, ağrı varsa ağrı kesiciler verilmelidir.
 
Erken fissürlerde ilaç tedavisinin başarı şansı, dikkatli bir uygulama ile % 80'dir. Ancak fissür kronikleşmiş, çatlak derin ve zemini çok sert, bekçi meme gelişmiş ise bu tür tıbbi tedavi % 50 başarısız kalır. Kronikleşmiş anal fissürde tedavi, tıbbi veya cerrahi yolla anal spazmın giderilmesi esasına dayanır. Tıbbi tedavi ile geçici rahatlama sağlansa da, esas tedavi cerrahi müdahale ile sağlanır. 
Cerrahi tedavide altın standart internal sfinkterotomi denilen lokal veya genel anestezi ile yapılan makatın iç kasının kesilerek gevşetildiği ameliyattır. Bu yöntemle bölgedeki basınç düşürülür. Ameliyattan sonra çatlakların %97 ile %100’ü tamamen iyileşir. Hastaların %90’ından fazlası 48saat içerisinde ağrıdan kurtulurlar.
 
Ayrıca anal fissür tedavisinde lokal olarak kullanılan merhemler anal kanaldaki basıncı azaltarak etkili olmakta, etkisinin çabuk geri dönmesi, ilacın olumlu etkisinin hızlı bir şekilde ortaya çıkması, böyle bir tedavi ile fissür vakalarının bir kısmında cerrahi tedaviye gerek kalmaması, başarısızlık olmasının hastada herhangi bir zarar meydana getirmemesi ve yan etkilerinin son derece az, önemsiz olması nedeniyle günümüzde tercih edilmeye başlayan tedavi yöntemleri olmaya başlamıştır. Günümüzde yeni bir uygulama ile anal fissür hastalarına cerrahi tedaviye alternatif olarak Botulinum toksini (Botox) injeksiyonu yapılmaktadır. İşlem anestezi gerektirmeden poliklinik şartlarında uygulanmakta ve işlemden hemen sonra hastalar evlerine gönderilmektedir. Bu yöntem, herhangi bir anestezi gerektirmemesi, ağrısız olması ve ameliyata göre uygun maliyeti ile alternatif bir seçenek olarak görülebilir.

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Zaman Çizgisinin İçinde Kaybolmayın



Son zamanlarda çok fazla duyulur oldu '' anda kalın, anın tadına varın'' gibi sözler. Evet güzel bir şeydir bulunduğun anın farkındalığıyla, tad alarak yaşamak, o anın güzelliklerini görmek, duygusunu hissetmek. Ancak an anda kalırken farkındalığınızı yitiriyorsanız sürekli zaman çizgisinin içinde kayboluyorsunuz demektir. Dış etkenlere göre nehirde sürüklenen bir yaprak gibi giderken, anın hazzına fazla kapılır önünü göremez ve seçim yapamaz olur kişi. Anda kalmak iyidir ama bir andan diğer ana geçmesini ve seçmesini bilmek gerekir, etrafında ,içinde olup bitenin farkında olmak gerekir.
Zaman çizgisinin içinde olmak, tüm hayatınızı o an karşınıza çıkan ne varsa onun içine girerek diğer dünyayı umursamadan, fark etmeden yaşamanız demektir. Kolay kolay program yapamazsınız, yapsanız da uyamazsınız, hep bir şeyleri kaçırırsınız, çoğu zamanda olmadık işler için fazla zaman harcarsınız. Ara sıra zaman çizgisinin dışına çıkıp etrafınızda olup bitenleri ve kendi durumunuzu gözlemleyebilmelisiniz. Gireceğiniz anları seçebilirsiniz. Karşınıza çıkan işlere, olaylara, kişlere dalıp giderseniz kendi kontrolünüzü kaybedersiniz.
Daha önce yazdığım '' siz hiç kendi filminizi seyrettiniz mi'' egzersizini tekrar gözden geçirebilirsiniz. Ara sıra kendinizi bir adım geriye alıp nerede durduğunuza ve nereye gitmek istediğinize bakabilirsiniz. Sonra da hangi ana girmek istiyorsunuz buna karar verebilirsiniz. Tabiiki girdiğiniz andan çıkıp başka bir ana girmek de sizin kontrolünüzde olmalı. Düşünsenize işe gidiyorsunuz ve o gün bir kaç arkadaşınız arka arkaya sizi ziyarete geliyor. Siz de onları görme sevinciyle gün boyu onların anında kalıp günü bitiriveriyorsunuz. Sonuç : daha önemli olan işleriniz aksadı. Ya da bu akşam dinlenmek üzre eve giderken bir telefon geliyor '' arkadaşlarla toplanıyoruz hemen gel'' diyor. Hoooop o anın içine atlayı veriyorsunuz. Sonuç: Dinlenemiyorsunuz. Ne oldu? Ama eğlendim! Ama ihtiyacın olan eğlenmek değil dinlenmekti, peki ona ne oldu? Asıl ihtiyacın giderilmemiş bir şekilde hala orada bekliyor. Buna benzer pek çok ihtiyaç, istek, plan tamamlanmamış bir şekilde hayatınızda yarım kalarak bekliyor.
Bir andan diğer ana geçmeniz için hep başkaları, olaylar veya durumlar sizi yönlendiriyorsa büyük bir sorununuz var demektir. Hiç bir zaman kendi hayatınızı yaşayamazsınız. Aslında bir şeyleri yakaladığınızı, zevk aldığınızı sanarken kendi hayatınızı ıskalarsınız. Hayatta ne kadar çok seçeneğinizin olduğunu göremezsiniz. Kendi vizyonunuz olmaz, olsada hayata geçiremezsiniz.
Evet anda kalmak güzeldir ama anlarınızı kendiniz seçin, değerli anları seçtikçe değeriniz artacaktır. Bugün kendinize bir iyilik yapın ve değerli bir anın tadını çıkarın :) Sadece istediğiniz, ihtiyacınız olan bir anı seçin ve yaşayın. Tabii ne zaman o andan çıkacacağınızı ve hangi ana girmek istediğinizi de siz seçin. Farkındalıklı AN'lar diliyorum :)
Sevgiyle ve sağlıkla ilerleyin...
NLP uzmanı ve Yaşam Koçu
Arzu Bıyıklıoğlu
www.arzubiyiklioglu.com

Ramazan'da cinsellik günah mı?

Ramazan'da cinsellik günah mı?

Ramazan'da cinsellik günah mı? Bu hep aklı kurcalayan bir sorudur. Ramazan ayının yaklaşmasıyla alevlenen “Ramazan'da cinsellik” konusunda, basın açıklamalarıyla ve anket çalışmalarıyla ülkemizde gündem yaratabilen Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) yeni bir basın açıklaması yaptı. İşte çarpıcı başlıklar:

Ramazan ayında cinsellik bir suç, bir günah ya da çok kötü bir eylemmiş gibi algılanabiliyor

Cinselliğin ülkemizde hala bir tabu olduğunu ifade eden CİSED Genel Başkanı Dr. Cem Keçe; “Cinsellikte topluma hâkim olan abartılmış ayıp, yasak ve günah kavramları, kişinin nikâhlı eşiyle yaşadığı normal cinsel ilişkileri bile gölge altına alabiliyor. Bunun en güzel örneklerinden biri Ramazan ayında yaşanan cinsellik tartışmalarıdır. Ramazan ayında cinsellik çok yanlış bir şekilde, sanki bir suç, bir günah ya da çok kötü bir eylemmiş gibi algılanabiliyor ve bu da cinsel dengenin bozulmasına yol açabiliyor. Cinsel dengenin bozulmasıyla sadece cinsel hayat değil, toplumsal yapımızı bir arada tutan saygı, güven ve en önemlisi sevgi kavramı da olumsuz etkilenebiliyor. İyi dengelenmiş bir ilişki hiç kimsenin ruhsal, düşünsel, duygusal veya cinsel olarak diğerine hükmetmediği bir ilişkidir. Ancak, günümüzde herhangi bir çift için cinselliği dengeli bir şekilde ifade etmek ve yaşamak çok zordur. Bu durum sevgisiz, saygısız ve birbirine güvenmeyen bir toplum haline gelmemizin de bir sonucudur. CİSED olarak; ilişkilerimizin sevme ve denge durumundayken, cinselliğimizin sevgi dolu ve dengeli olacağına inanıyoruz. Yaklaşan Ramazan ayının; sevgiyle, huzurla, güvenle, yardımlaşmayla ve şefkatle, Türk insanını ihtiyaç duyduğu bu alanlarda desteklemesini ve cinsel hayatlarında dengeli bir alana taşımasını bekliyoruz. Birlik ve dayanışmanın pekiştiği, insanlarımızı birbirine daha çok yakınlaştıran, günlük kaygı ve sıkıntılardan uzaklaştıran, yardımlaşmaların arttığı, barış, kardeşlik ve hoşgörünün yaşanmasına vesile olan Ramazan ayı; geleceğe olan güvenimizi tazeleyen çok özel günlerdir. Bu nedenle Ramazan ayının yarattığı birlik ve dayanışma alışkanlıklarıyla, başta cinsel hayat olmak üzere, tüm yaşamda iyiye ve güzele yönelmek gerekir. Türk halkının daha sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşama sahip olması, cinsel sorunlarımızın aşılması, bireyin ve ailenin cinsel sağlığının iyileştirilmesine katkıda bulunma, cinsel konularda bilgisiz ve eğitimsiz hızlı nüfus artışına engel olma, temel insan haklarından olan cinsel sağlık, aile planlaması, üreme sağlığı ve eğitimi konularında hepimize her geçen gün daha fazla görevler düştüğüne inanmaktayız. Bu yüzden Ramazan ayını önemine ve ruhuna uygun olarak yaşamalıyız. Dünyada ve ülkemizde zaman zaman meydana gelen deprem, tusunami gibi doğal afetler, terör, savaş ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar sonucu birçok insan hayatını kaybetmiş, yaralanmış veya yakınını ve yuvasını kaybederek ortada kalmıştır. Bu durum insanlığı büyük acılarla karşı karşıya getirirken, bizlere de daha önce yaşamış olduğumuz felaketleri ve bize uzanan yardım ellerini hatırlatmıştır. Öyle inanıyoruz ki; bu hatırlayış, Ramazan ayında dargınlıkları, kırgınlıkları bir yana bırakarak barış ve hoşgörü içerisinde, sevgi ve saygı ile bizi, birbirimize daha sıkı bağlayacaktır. Yoksullara, öksüz ve yetimlere, düşkün ve yaşlılara, huzurevi sakinlerine, engellilere, sokak çocuklarına, şehit ailelerine, öğrencilere, gurbettekilere, hastalara ve ilgiye muhtaç herkese Ramazan ayının güzelliklerini yaşamanın ve yaşatmanın küçük bir fırsatını sunmamız gerekiyor.” dedi.

Ramazan ayı, cinselliği yasaklamadan kalpleri arındırma zamanıdır

Ramazan ayının cinselliği yasaklamadan kalpleri arındırmak için bir fırsat olabileceğini söyleyen CİSED Genel Sekreteri ve CİSED Medya ve Halkla İlişkiler Koordinatörü Psikolog Serap Güngör; “İslam inancına göre; oruçluyken cinsel ilişkiden kaçınılmalı ve iftarla imsak arasında ilişkiye girilmelidir. Ruhsal ve bedensel bir arınma yaşanması gereken Ramazan ayında cinselliği yasaklamak yerine; gönüller ve beyinler arındırılarak huzurlu ve dengeli bir ruh hali yaratılmaya çalışılmalıdır. Doğadaki bütün canlılara şefkat ve merhamet esasının egemen olması gereken Ramazan ayı boyunca, sağlıklı ve mutlu bir cinsellik yaşanabilir. Kişi beynini kapatarak duygularına odaklanabilir, endişe, korku ve kaygılarını bir tarafa bırakarak anın tadını çıkarabilir. Çünkü insanın maddi ve manevi gelişmesinin yanı sıra ruh ve beden sağlığının korumasında önemli bir yer tutan cinsellik; İslam dini tarafından, insan doğasının en temel ihtiyaçlarından biri olarak görülmüştür. İnsanlar için cinsel arzu ve istekler; açlık, susuzluk gibi doğal olgulardır. Bu nedenle arınma ve arındırma ayı olan Ramazan'da, insanlar cinselliği yasaklamadan; gönüllerini, kalplerini ve beyinlerini arındırmalıdır. İçlerindeki kötü duygu ve düşüncelerden kurtularak olumsuzlukları bir kenara bırakmalı, cinsel yaşam ve partnerleriyle ilgili iyi düşüncelere sahip olmaya gayret etmelidirler. İftar sonrası tokluk hissiyle beraber cinsel isteğin artması sık rastlanan bir durumdur. Çünkü insanın temel dürtüleri olan yemek, içmek, barınmak, korunmak ve cinsellik bir zincirin halkaları gibidir. Ancak aşırı yemek yiyerek, tok karnına veya soğuk içecekler içtikten ya da dondurma yedikten sonra cinsel ilişkiye girmek sağlıklı değildir. Hazımsızlık ve soğuk yiyecekler cinsel enerjide dengesizliğe yol açabilir. Aşırı tok karın performans düşüklüğünden başarısızlığa kadar birçok cinsel soruna neden olabilir. Bu nedenle iftardan hemen sonra cinsel ilişkiye girilmemesi gerekir.” dedi.

Sigarayı bırakmak için ramazan iyi bir fırsat

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Öztürk, sigarayı bırakmak isteyenler için ramazan ayının iyi bir fırsat olduğunu söyledi.
Öztürk, yaptığı açıklamada, sigarayı bırakmayı düşünen tiryakilerin, ramazan’dan önce kendilerini buna psikolojik olarak hazırlamaları gerektiğini söyledi.
Sigaranın bir ”dost” olarak görülmekten vazgeçilmesi gerektiğini belirten Öztürk, ramazan ayının sigarayı bırakmak için iyi bir fırsat olduğunu söyledi. Ağır tiryakilerin bile ramazan süresince oruç nedeniyle 10-15 saat sigaradan uzak kalabildiğini anlatan Öztürk, ”Bir ay süresince bu kadar uzun süre bu kötü alışkanlığından uzak durmayı başarabilen bir kişi, sigarayı bırakmayı düşünmelidir” dedi.
Sigara yerine tespih
Oruç nedeniyle sigara içmeyen tiryakilerde el titremesi ve heyecan gibi ataklar görülebileceğine dikkati çeken Öztürk, şunları belirtti:
”Sigarasızlık nedeniyle görülen bu ataklar 20-25 saniye sürer. Atak süresince sigara içilmediği taktirde bu istek geçiyor. Tiryakilerin işte bu sırada farklı şeylerle meşgul olmaları gerekir. Mesela bir tespihle ilgilenirlerse bu süreyi daha kolay atlatabilirler. İftardan sonraki birkaç saat kontrol edildiği takdirde de kendi iradeleriyle sigarayı bırakabilirler.”
Sigarayı bırakmak isteyenlerin ilaç desteği de alabileceğini hatırlatan Öztürk, özellikle günde bir paket ve üzerinde sigara tüketenlerin hekim desteğine başvurabileceklerini söyledi.
Öztürk, ramazan öncesinde ve ramazanda sigarayı bırakmak isteyenlerin Sağlık Bakanlığı’nın 171 numaralı sigara bırakma danışma hattını arayarak yardım isteyebileceklerini belirtti.

17 Temmuz 2012 Salı

Çekirdek çitlemek dişinize zarar mı veriyor?


Çekirdek çitlemek dişinize zarar mı veriyor?

Türk halkının geleneksel kuruyemişlerinin başında gelen çekirdek, uzun süre dişin aynı bölgesinin kullanılması nedeniyle diş minesi üzerinde kronik (uzun süreli) iritasyona neden olur.  Bu alışkanlık, üst ve ön alt önkesici dişler üzerinde çentik şeklinde erozyonlar oluşturur.  Ortodontist Diş Hekimi Kıvanç Cebesoy, aynı şekilde terzilerin ön dişleri arasında tuttukları iğne sebebiyle literatüre “terzi dişi” olarak giren diş ucu erozyonu hakkında bilgi veriyor.

Uzun süreli tekrarlayan alışkanlıklar diş üzerinde kuvvetin uygulandığı bölgede 3-4 ay gibi kısa sürede aşınmaya neden olur.  İlk bakışta kırıkmış gibi gözüken diş uçları son yıllarda sadece ön dişler için üretilen kompozit dolgu sistemleri (bonding) ile 5 dakika gibi kısa sürede tamir edilebilmektedir.  Kullanılan kompozitler diş üzerinde bukalemum etkisi yaratarak, dişin sağlam kısmı ile muhteşem bir uyum sağlar  ve aslından farkı anlaşılmaz. Diş minesinesi gibi sert kompozit materyal sayesinde, diş daha dirençli bir yapıya kavuşur.

Kompozit dolgu sisteminin faydaları

• Çürük, kırık yada erozyon olan bölgeye lokal olarak, dişe zarar vermeden direkt  uygulanabilir.
• Renk uyumu ve cilalanabilir özeliğinin yüksek olması nedeniyle sağlıklı diş dokusu ile birebir uyum sağlar.
• Kusurlu bir yada iki diş yüzünden bütün ön dişlerin değişmesi gerekmez.
• Tek bir dişteki kusur diğer bütün dişleri refere edecek şekilde hastanın moralini bozabilir.  Kusurn ortadan kaldırılması ile güzel bir gülüşe sahip olabilir.
• Uygulama süresi kısadır.
• Porselen ve lamine dişlere göre oldukça ekonomiktir.

Vitaminlerin alzheimer ve demans üzerindeki etkisi

Vitaminlerin alzheimer ve demans üzerindeki etkisi


Erciyes Üniversitesi Tıp  Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Köseoğlu, son  yıllarda yapılan araştırmalarda vitamin B12 ve folik asit eksikliğinin  homosistein denilen maddenin vücutta fazlalaşmasına yol açtığının tespit  edildiğini, bu maddenin fazlalaşmasının sinir hücrelerine zarar vererek demansa  (bunama) neden olduğunu bildirdi.
 
Prof. Dr. Köseoğlu, ”Patogenez Alzheimer Hastalığı ve Vasküler Demans”  adlı, ABD’de yayımlanan iki kitapta yer alan, vitaminlerin Alzheimer hastalığı ve  demans üzerindeki etkisini konu alan makalesiyle ilgili olarak  bilgi verdi.
 
Genel olarak 65 yaş üzerindeki kişilerin yüzde 10’unda demans görüldüğünü  belirten Köseoğlu, Türkiye;de yeterli çalışma olmamasına rağmen yaklaşık 250 bin  demans hastası olduğunun tahmin edildiğini söyledi.
 
Köseoğlu, demansın en sık görülen nedeninin alzheimer hastalığı olduğunu  ifade ederek, sistemik risk faktörlerine bağlı olarak beyinde gerçekleşen  vasküler (damarsal) olayların da sık görülen demans nedenleri arasında yer  aldığını kaydetti.
 
Demansın yaşam kalitesini bozarak bakıma muhtaç hale getirdiğini, ölüme  neden olduğunu belirten Prof. Dr. Köseoğlu, şöyle konuştu:
 
”Çağımızda çevresel kirlenme, yaşam süresinin uzaması, vasküler ve  metabolik hastalıkların artması gibi nedenlerle demans hastalığı önemli bir  toplum sorunu haline gelmiş durumdadır. Önümüzdeki 50 yılda dünyada hasta  sayısının üç kat artarak 75 milyona ulaşacağı düşünülüyor. Bu yüzden hastalığın  tedavisi kadar korunma konusuna da önem vermek gerekiyor. Bu bağlamda vitaminler,  vücuttaki birçok biyokimyasal olayda görevli oldukları için dikkati çekmiştir.”
 
Köseoğlu, birçok çalışmada vitamin eksikliğinin demansa neden olduğunun  belirlendiğini ancak demans hastasının beslenme düzeninin değişip daha az  vitaminli yiyecekler almış olması sonucu da vitamin eksikliği gelişmiş  olabileceğini söyledi.
 
A, C ve E vitaminlerinin antioksidan olduğunu belirten Prof. Dr.  Köseoğlu, şunları kaydetti:”Antioksidasyon sinir hücrelerinin korunması ve fonksiyonlarının  düzeltilmesinde faydalı bir mekanizmadır. Bu vitaminlerin kan seviyeleri ile  demans arasındaki ilişkisi pek çok çalışmada saptanmıştır. İzlem periyodu ile  yapılan çalışmalar yeterli sayıda ve nitelikte değil. Fakatgenellikle bu  vitaminlerin tedaviden çok önlemede etkili olduğu şeklinde sonuçlar var. Bazı  yayınlar bu vitaminlerin hap şeklinde takviyesinden ziyade diyetle birlikte  alınmasının doğru olduğunu bildiriyor. Bu durum vitaminlerin meyve ve sebzede  daha çeşitlilik göstermesi ve vitaminlerin meyve, sebzenin içindeki flavonoid  gibi başka maddelerle etkileşmesine bağlanıyor.”
         
K vitamini eksikliği
Sinir hücresinin metabolizması ve işlev görmesi için B vitaminlerine  gerek duyduğunu söyleyen Köseoğlu, ”B vitaminlerinin pek çok çeşidi var.  Bunların hepsi sinir fonksiyonları için gerekli ama içlerinde vitamin B12 ve  folik asit, üzerinde en çok araştırma yapılanlarıdır. Son yıllarda bu  vitaminlerin eksikliğinin ayrıca homosistein denilen maddenin vücutta  fazlalaşmasına yol açtığı tespit edilmiştir. Bu maddenin fazlalaşması sinir  hücrelerine zarar vererek demansa sebep olmaktadır” diye konuştu.
 
Prof. Dr. Köseoğlu, yaşlılarda yüzde 3-60 vitamin B12 eksikliği, yüzde 30  folik asit eksikliği görüldüğünü belirterek, şunları kaydetti:
 
”Plasebo kontrollü çalışmaların sonuçları birbiriyle çelişkili. Bu  vitaminlerin demansı önlediği ve tedavisinde işe yarayabileceğine dair ciddi  çalışmalar da var. 60 yaş üzeri, homosisteini yüksek, vitamin B12’si normal 800  kişi üzerinde yapılan çalışmada, folik asit alan kişilerin plasebo alanlara göre  üç yıl sonunda bilişsel fonksiyonlarının daha iyi olduğu gözlemlenmiş.”
 
Köseoğlu, son yıllarda K vitamini eksikliğinin de demansa sebebiyet  verebileceği üzerine hipotezler oluştuğuna dikkati çekerek, ”Vitamin K eksikliği  de yaşlı kişilerde sıkça görülen bir durum. Bu konuda da çalışmalar yapılması  planlanıyor” dedi.
         
Multivitamin haplarının etkisi
Multivitamin haplarının demans ve bilişsel işlevler üzerine etkisinin de  ayrı bir merak konusu olduğunu kaydeden Prof. Dr. Köseoğlu, şunları söyledi:
 
”Bu preperatların sağlıklı kişiler üzerine etkisiyle ilgili yapılmış iki  çalışma var. Biri sağlıklı 220 yaşlı kadında yapılmış. Altı aylık multivitamin  hapı kullanımı sonrası, öncesine göre bilişsel işlevlerde anlamlı bir fark  görülmemiş. Bu çalışmanın izlem süresinin yetersiz olduğu düşünülüyor. Bir diğer  çalışma yaşlı 910 sağlıklı kadın ve erkek üzerinde yapılmış. Bunların yarısı  vitamin hapı, yarısı plasebo aldığında, multivitamin preparat kullanan bazı  grupların (75 yaş üzeri ve iyi beslenemeyen gruplar) bazı testlerde bu 
kullanımdan fayda gördükleri gözlendi. Az sayıda alzheimer hastası üzerinde  gerçekleştirilen çalışmalarda ise multivitamin haplarının bilişsel fonksiyon,  duygu durumu ve günlük fonksiyonlar açısından hastalara fayda sağladığı tespit  edilmiş. Konuyla ilgili  daha fazla hasta üzerinde çalışma yapılması  gerekiyor.”